CHEyhun
eşitlik ve aidiyet

insanların eşitliğe duydukları istek olarak da görülebilir din, milliyetler ve diğer aidiyetler. sınıflı bir toplum yapısına sahip olan kapitalizmde üretim araçlarıyla olan ilişki üzerinden şekillenmiş olan sınıflar kendi içlerinde de paramparçadırlar. burjuvaziden bahsetmiyorum tabii ki. işçi sınıfı ve küçük burjuvazi üretim biçiminin dayatmış olduğu yabancılaşma ve yalnızlaşmanın yanında her yanımızı sarmış olan “rekabetçilik” kültürü nedeniyle de kendi içinde tekrar tekrar parçalanmış bulunuyor.

 

bu parçalanmışlık nedeniyle çoğu zaman -sosyal bir varlık olduğundan mıdır nedir- insanlar kendilerine benzeyenleri ararlar. bu noktada genellikle din, milliyetler, tutulan takımlar vb. imdada yetişir. örgütsüz olan sınıflar bununla benzerlerini bulmaya çalışırken, örgütlü olan burjuvazi bunların hiçbirine ihtiyaç duymaz ve bu aidiyetleri göz önüne almaksızın bir araya gelirler. buradaki birleşmeyi sağlayan ise ortak çıkar ve o ortak çıkar da diğer sınıfları ezmektir. mesele böyle bir ortak çıkar olunca birleşmek ve diğerlerinin örgütlenmesini engellemek şart. engelleme konusunda onlara yardımcı olan da yine bu “birleştirici” aidiyetler.

 

olması gereken şey olduğunda ve biz örgütlendiğimizde bir yandan yaşamlarımıza/inançlarımıza aynen devam ederken diğer yandan da bu aidiyetlerin bölücü özelliği ortadan kalkmış olacaktır.

Neremiz Doğru ki?

Azıcık değişiklik…

Hörgüce sormuşlar ki organizma olarakaha da buna sormuşlar nereniz doğru? Hörgüç demiş kionu bilmiyorum ama boyun eğri”. Halbuki organizmaya yani deveye sorduğumuzda cevap net: “nerem doğru ki?”

Bu seneki 1 Mayıs çağrısında her zamanki 4’lu yine erken davranmış. Disk, kesk, tmmob, ttb. En büyük işçi sendika konfederasyonu türk-iş yok. Kimbilir belki onlar salonda kutlamak istiyorlardır ama mesele şu ki Türk-iş’in tavrı ne olursa olsun; bu muhteşem dörtlü asla değişmiyor. Bir tane işçilerden, bir tane memurlardan, bir tane mimar/mühendislerden, bir tane doktorlardan. Formül bu ve isimler de sabit.

 Hepsi bir arada Turk-İş’i beğenmemekte birleşiyorlar. Türk-İş’i savunacak değilim burada ama onu beğenmeyenlerin de makro(genel) ölçekte farklı, mikro (yerel) ölçekte daha beter olduğunu unutmamak lazım. Makro ölçekteki farklılıkları da sonuca etki edemeyecek kadar güçsüz olmalarından geliyor olsa gerek. 

Örneğin; Kardemir’de işçilerin türk-metal’de örgütlenmesinin sebebi devrimci işçi sendikaları konfederasyonu içindeki metal sendikasının ‘sol’cu tavrıdır. Bu tavır işçileri çelik-iş ve türk-metal arasında seçim yapmak zorunda bırakmıştır. Ve -işçilere göre de- kötünün iyisini seçmişlerdir.

Tmmob kendi tabanı ile biraraya gelmekten aciz, hatta acizliğin dışında bundan korkan bir ‘demokratik’ mesleki kitle örgütü. Bunların hepsini örneklendirmenin alemi yok.

Evet sendikal-mesleki mücadele şart ancak bu mücadelenin taraflarından birinin diğerinden daha doğru olduğunu söylemek imkansiz.

Az önce de Türk-iş’in Türkiye Kamu-sen ile birlikte İzmir’de kutlama yapacağını, muhteşem dörtlünün de herkesi –yine- Taksim’e çağırdığı, hak-iş ile memur-sen’in de ankara’da (AKP grubunda yaparlar herhalde) kutlama yapacaklarını öğrendim.

Türk-iş’in tavrı AKP’nin Kürt Sorunu’nda dayattığı çözümsüzlük, imha, inkar tavrından ayrı düşünülemez.

Ya ben var ya la… Neyse!

Bu dörtlüye sorun nereniz doğru diye, “onu bilmem ama türk-iş yamuk” diyeceklerdir. Sınıfa sorun “neden türk-iş yamuk?” diye, “neresi doğru ki?” diyecektir.

mothernaturenetwork:

A car you can truly live inArchitect Markus Voglreiter gives ‘mobile home’ a whole new meaning with Auto Residence, an energy-efficient, car-shaped home.

mothernaturenetwork:

A car you can truly live in
Architect Markus Voglreiter gives ‘mobile home’ a whole new meaning with Auto Residence, an energy-efficient, car-shaped home.

Kadıköy’ün akmayan çeşmeleri

İnançlara değil insan haklarına saygı

Sanırım son dönemde yaşadıklarımız üzerinden yeni birşeyleri tartışmanın vakti geldi. Bugüne kadar ateistlere inançlara ve inananlara saygılı olmak konusunda hem dışarıdan hem de kendileri tarafından telkinde bulunulurdu.

Ortaokul ve lise tartışmalarında (ilkokulda bu tartışmalar çok olmaz) “inançsızlık da bir inanç ki” sözünü çokça duymuşuzdur. Şimdi Tayyip Erdoğan’ın açıklamasındaki “dindar bir nesil yetiştireceğiz” tabiri “sünni-müslüman bir nesil yetiştireceğiz” midir yoksa “dini ne olursa olsun dindar bir nesil yetiştireceğiz” midir bilemiyorum. Ancak ardından getirdiği açıklamalardan şu açık bir şekilde anlaşılıyor ki:

                İyi huylu, güzel insanlar olabilmek için bir inanca sahip olmak gerekiyor. Bunun aksi düşünülemez bile. Dindar olmayanlar boşluğa düşeceklerinden tinerci olurlar.

Neyse ki tanrıyı sorguladığımız gibi aynı zamanda başbakanın icraatlerini de sorgulayabiliyoruz. Kelamlarını doğanın kanunu kabul etmiyoruz. Yukarıda yaptığım çıkarsama aynı zamanda lise ve ortaokul tartışmalarındaki “inançsızlık da bir inanç ki” sözünün temelini oluşturur. Ancak istedikleri kadar araştırsınlar kafalarından kurdukları ve yine kafalarında doğruladıkları bu tezi kanıtlayamayacaklardır. Din olgusu insanı aciz kılan, aciz gören; içindeki büyük gücü görmezden gelen –ki o güç kimi zaman doğaya başkaldırmaktadır- bir olgudur ve insanlara böyle bir yaşam tarzın dayatır. İnsan kendinden daha güçlü bir “varlık”a sığınmak zorundadır.

Kendi kendini yok edebilme yetisine sahip olan bir türün acizliğinden bahsedilebilir mi?

Neyse tartışmamız bu değil. Meseleye geri dönersek dinlerin içinde değerlendirildiği için biz ateistler şunu talep etmekte zorlanıyoruz. “Bizim inancımıza da saygı duyun”. Bu bizim kendimizle çelişmemize sebep olan bir talep. Bizim isteğimiz dinlere saygı değil, topyekun insan haklarına saygıdır. Dinlere saygı duyulup da en önemli insan hakkı olan “yaşama hakkına” saygı duyulmayan bir ülke, bir dünya ya da dinlere-inançlara saygı duyulan ama sağlık hakkına saygı duyulmayan bir dünya düşünemiyorum.

fuckyeahfluiddynamics:

Adding polymers to fluids can lead to strangely counter-intuitive behavior. Here two examples of bizarre extensional flow, sometimes called Fano flow, are shown. First, in the “tubeless siphon” fluid is drawn into a syringe from the level of the free fluid surface.  When the syringe is raised above the free surface of the fluid, the polymer-laden fluid continues to flow upward and into the syringe.  A similar effect is shown in the “open channel siphon” where, once initiated, the flow up and over the side of a beaker continues after the free surface of the fluid has fallen below the level of the beaker’s spout. In both of these cases, the cross-linking and entanglement of polymers within the fluid makes it capable of exerting normal stress when extensionally strained (e.g. stretching a rubber band). In other words, when the syringe is drawn out of the pool, the stretching of the fluid causes the polymers to exert a force that counteracts the weight of the fluid column, enabling the flow to continue upward despite gravity.

şalalala

şalalala

birgün, evet birgün…

birgün, evet birgün…

51 mi olması lazımdı ne? :)

51 mi olması lazımdı ne? :)